Rise of Valyria Sunucu Hikayesi

Furling

Rise of Valyria
Katılım
11 Ocak 2019
Mesajlar
22
En iyi cevaplar
0
Elmaslar
10
Puanlar
220
Discord
Furling / Gökhan /28#4545
70099

Valyria’nın Yükselişi

Midgard krallığı… Zamanının en güçlü krallığıydı oğlum. Ardı arkası kesilmeyen talihsizlikler zinciri ve kimsenin elinde olmayan bazı sebeplerden dolayı bugün bu noktadayız artık. Yıllar süren çalışmalarım ve eğitimlerim sonucunda sana pek bir şey miras bırakmadım ama geçmişini, tarihini bilmen gerekiyor.

Baba yerinden hafifçe doğruldu ve oğluna hikayeyi anlatmaya başladı;

“Güçlü bir tahtın üzerinde oturmanın zorluğunu hissediyordu Midgard kralı. O dönemlerde hafiften rahatsızlığı baş gösterdi. Ülkenin çıkarlarını gözetiyor ve antlaşmaları bizzat denetleyerek yönetimde aktif olarak rol oynuyordu. Kralın büyük oğlu her zaman için babasının yanında bulunuyor, aristokratlarla aktif olarak görüşüyor ve bütün diplomatik ilişkileri yakından takip ediyordu. Kralın küçük oğlu ise ordunun başında duruyor. Askerlerle iç içe yaşıyor ve ülkenin güvenliğini organize ediyordu. Küçük prens ülke yönetiminden ve zenginlikten uzak kalmıştı ancak çevresinde büyük bir sevgi kazanmıştı. Büyük prens ise tam bir görev adamıydı. Ona verilen görevleri harfiyen yerine getiriyor, ülkesinin çıkarlarını babası gibi korumak için neredeyse kendinden bile sakınıyordu. Kardeşler küçüklükten beri birbirlerini çok sık göremiyorlardı ve bu yüzden bağları zayıftı. Kanları dışında ortak noktaları ülkelerini seviyor olmalarıydı. Zaman ilerledikçe ve babaları zayıfladıkça bu bağ daha da zayıflamaya başladı. Kral yavaş yavaş ülke yönetiminden elini çekiyor ve büyük oğlu onun bıraktığı boşlukları doldurmaya çalışıyordu. Ülkenin üst düzey aileleri krallığın yavaş yavaş büyük prense devredilmesi konusunda konuşmaya başlamışlardı bile. Küçük prens ise bu söylentilere ve sözlere karşı hiçbir şey söylemiyor, kendi çevresinde ise krallık konusunda favori olarak görünüyordu. Halkın içinde daha çok vakit geçiren küçük prens halkın ne istediğini biliyordu içişleri ve ordu konusunda muazzam bilgiye sahipti. Krallığın işleriyle ilgilenen büyük prens ise dış ilişkiler ve ülke yönetimi konusunda çok daha bilgiliydi. Nihai karar kralın kendisinden gelecek ve bütün tartışmalara bir son verilecekti.

Kral, zar zor yürüdüğü dönemlerde avluda gezerken iki prensin birbirinden çok uzakta oturup saraydan aşağı doğru baktığını gördü. Her ikisine de eşit mesafede duruyordu ve oğlum diye seslendi. İki prenste aynı anda kafasını çevirmişti, kral ise ikisine de bakmıyor manzarayı izliyordu. Prensler ayağı kalkarak iki ayrı yönden babalarının yanına doğru ilerledi. Bir prensin üzerinde kadife saray üniforması, diğerinin üzerinde ise ordunun en üst düzey subayı olduğunu belirten askeri bir üniforma bulunuyordu. Kralın yanına vardıklarında selam verdiler ve dinlemeye başladılar. Kral derin bir iç çekti ve boşluğa bakarak konuşmaya başladı. “Seni ne kadar sevdiğimi biliyorsun, krallık için seni hep favori olarak görürdüm küçüklüğünden beri yaptığın işlerde ve edindiğin bilgilerle birlikte hala çok iyi bir kral olabileceğine inanıyorum.” Dedi ve bekledi. Oğullardan ikisi de bu sözleri üzerine alınmış gibi duruyordu ancak babalarının hala kiminle konuştuğunu ikisi de kestiremiyordu. Kral hafifçe başını çevirdi ve küçük oğluna döndü. “Ama saraydan çok uzak kaldın ve biraz hayal kırıklığına uğramış durumdayım.” Dedi. Büyük prensin gözleri büyümüştü, küçük prens ise istifini bozmadan babasını dinliyordu. Kral daha sonra büyük oğluna dönerek, “Kararımı yakın zamanda vereceğim. Eskiden krallık için birinizi düşünsem de şu an ikinize de tamamen eşit mesafedeyim.” Dedi ve başka bir şey söylemeden içeri doğru geçti. Aynı günün gecesinde prenslerin odasına haber geldi. Derhal saraya babalarının yatağına doğru hareketlendiler. Perişan bir halde yatan kral gece çok fenalaşmıştı. Sadece azıcık ses çıkarabiliyor ve ne söylediği anlaşılamıyordu. Yavaş yavaş bu dünyadan göçüp gidiyordu

Aradan günler geçti. Ülkede işler eskisi gibi yürüyordu ancak çok önemli kararları kimin alacağı konusunda bir netlik bulunmuyordu. Bazen iki prens aynı konuda zıt kararlar veriyor ve kralın eksikliği çok fazla hissediliyordu. Halk git gide huzursuzlanmaya başlamıştı. Küçük prens artık konseyin toplanması için çağrı yaptı. Çağrısı kabul edilmişti ve konsey toplanma kararı almıştı. Konsey toplantısına katılmak için saraya doğru hareketlenen küçük prensin silahsızlandırılması emri verilmişti. Kendisinden daha üst konumda kimse yoktu ve küçük prens bu emri yerine getirmedi. Saray muhafızları konsey odasına kadar küçük prense eşlik etti ve saray ordusu komutanı küçük prensin silahlarını bırakmadığı sürece konsey odasına giremeyeceğini belirtti. Askeriye anlamında en üst rütbede bulunan küçük prens saray muhafızlarına komutanlık etmiyordu ancak bu zamana kadar bunun sıkıntısı ülkede hiçbir zaman gözlemlenmemişti. Saray muhafızları komutanı konsey üyesiydi ve sadece kraldan emir alıyordu. Ancak ortada bir kral yoktu. Küçük prens saray komutanını dinlemeyerek içeriye doğru yöneldi ve saray muhafızlarından birisi mızrağını prensin önüne engel yaparak geçmesine mani oldu. Prens usulca elini mızrağa uzattı ve hızlı bir hareketle muhafızın elinden çekti aldı. Bu sırada engellemeye destek olan başka bir muhafızın bacağına doğru mızrağı savurdu ve bacak tendonlarını keserek yere düşmesine sebep oldu. Sarayda kan dökülmüştü. Saray komutanı kılıcını çekti, prensin yanındaki komutanlarda aynı şekilde kılıçlarını çekerek karşılık verdiler. Bütün bu olayların üstüne büyük prens içeriden çıkarak herkese kılıçlarını indirmesini ve buraya konuşmak için geldiklerini belirtti. Saray komutanı kılıcını geri yerine koydu. Küçük prensin yanındaki askerler kılıçlarını kınlarına geri koymadılar ve küçük prens elindeki mızrağı kapıya doğru fırlattı. Tam abisinin yanına saplanan mızraktan sonra küçük prens yere tükürdü ve hiçbir şey söylemeden geri döndü. O akşam atıyla hızla uzaklaşmıştı.

Ertesi günün sabahında sarayda koşuşturmacalar başlamıştı. Büyük prens odasından çıktı ve kapısının önünde bir grup muhafızın nöbet tuttuğunu gördü. Neler olduğunu anlamak için hızla avludan aşağıyı seyreden saray komutanının yanına koştu. Sarayın ve şehrin dışında ülkenin neredeyse bütün ordusu toplanmıştı. Aşağısı göz alabildiğince asker doluydu ve en önlerinde küçük prens vardı. Saray komutanıyla birlikte aşağı indiler. Surların üzerinde saray ordusu tetikte bekliyordu ve oklar yaylara yerleştirilmişti. “Ne istiyorsun kardeşim savaş çıkartmak mı?” dedi büyük prens. “Hakkım olanı istiyorum sadece elindeki gücü kullanarak benim üzerimde otorite kurmaya çalıştığının farkındayım. Ben de elimdeki gücü getirdim senin için. İstersen krallığı bu şekilde de seçebiliriz” dedi ve gözlerinin içine baktı abisinin. Büyük prensin suratı düştü. “İktidar hırsı mı binlerce masumun ölmesine ve kardeşinin katline sebep olacak olan şey?” dedi. “Biliyorsun ki…” diye cümlesine başlamıştı ki bir anda uzaktan uğultular gelmeye başladı. Uzun zamandır fırsat kollayan bir musibet sarayın üzerine doğru çöküyordu. Bütün askeriye düzensiz ve sırtı dışarıya dönükken bir darbede rakiplerini alt etmek istiyorlardı. Bir musibet küçük ama güçlü ordusuyla hızla saraya koşuyordu. Önlerinde komutanı vardı ve destekleri yeterince fazlaydı. Halkın evlere saklanması ve ordunun acil olarak dışarı çıkarılması gerekiyordu. Haberler geldi, emirler verildi ve plan devreye koyuldu. Ancak çok geç kalınmıştı. Sur önlerinde mücadele verilecek ve olabildiğince az kayıpla kurtulmaya çalışacaktı. Büyük prens ve saray ordusu saraylarına dönerek kapıları kilitlediler. Küçük prens ise düşmanı karşılamak için kapının önüne doğru hareketlenmişti. Üzerlerine doğru koşan bu karanlık ordu türlü türlü yaratıklardan ve tamamen öldürme amacıyla doğmuş canlılardan oluşuyordu.

Savaş zamanı gelip çattı. Bu fırsatçılıktan ve yaptığı hatadan dolayı küçük prens öfkeyle dolmuştu. Dişlerini sıkıp çarpışmayı bekliyordu. Yaptığı hata yüzünden insanlar ölecek ve ülkesi mahvolacaktı. Büyük prens ise saraydan çarpışmayı izliyordu. İçerisinde vicdani bir yük birikmişti. Küçük kardeşi halkı için canını öne koyarken kendisi sarayına kapanmıştı ve ne yapacağını bilemiyordu. Askerlerin birçoğu surların dibinde sıkışmıştı. Ordu çok büyük alan çok dardı ve bu düşman için muazzam bir avantajdı. Ordunun uç kısımları çarpışmaya başlamış ve merkez kuvvetleri de saniyeler içerisinde birbirlerine girmişlerdi. Prens, var gücüyle savaşıyor ve önüne gelen yaratıkları birer birer indiriyordu. Surların dibinde sıkıştıkları için bazı askerler kılıçlarını bile çekmeden ölüyorlardı. Yavaş yavaş yorgunluk baş göstermişti ve kılıç savurma güçleri çok azalmıştı. Her kestikleri düşmanın arkasından bir yenisi geliyor ve hiç bitmeyecek gibi duruyorlardı. Prensin etrafını çevirdiler ve prens bağırarak canla başla savaşmaya devam ediyordu. Bu olay sırasında kolundan yaralandı. Artık bir kolunu hiç kullanamıyor kalkan tutamıyordu. Ordusu yavaş yavaş düşüyor ve güçleri çok azalıyordu. Düşman da çok yıpranmıştı ancak pozisyon avantajından dolayı kazanıyorlardı. Saatlerdir dinlenmeden savaşıyordu prens en ön safta. Yavaş yavaş geri çekileceklerdi savaş neredeyse kaybedilmek üzereydi. “Burada ölüp gideceğiz her şey bitti.” Diye geçiriyordu içinden askerlerin birçoğu. Yerlerde ölmüş askerlerin bedenleri dağ gibi yığılmıştı. Neredeyse yürünmüyordu bile. Derken sarayın kapısı açıldı. Yığılmış askerlerin arasından büyük bir süvari grubu düşmanın üstüne doğru hücuma geçti. Saray ordusu tamamen dışarı çıkmıştı. En önlerinde saray komutanı ve büyük prens bağırarak atlarının üstünde savaşa giriyorlardı. Düşmanlarını biçe biçe arka saflara ulaşmışlardı ve tekrar dönerek hem atlarla eziyor hem kılıçlarla biçiyorlardı. İki prens savaş meydanında dip dibe geldiler. Büyük prens atından indi ve kardeşini ayağa kaldırdı. Onun yaralı kolunda kalkan oldu. Küçük prens ise abisinin kılıcıydı. Bu onların son dost oldukları andı. Savaş bittiğinde ikisi de bitmişti. Ordularının çoğu yok olmuştu halkın büyük bir kısmı katledilmişti ve şehir alevler içerisindeydi. Krallığı krallık yapan birçok şey yok olmuştu ve babalarının mirasına sahip çıkamamışlardı.

Küçük prens kalan halkın büyük bir kısmını ve orduyu da alıp ülkenin sınırına doğru ilerledi. Geri kalan aristokrat kesim halkın küçük bir kısmı ve saray ordusu ise ülkenin başka bir bölgesine doğru yola çıktılar. İki prens Midgard Krallığı üzerinde bulunan hak iddialarına istinaden krallıklar kurdu. Her ikisi de kendisini Midgard Krallığının devamı ve veliahtı olarak ilan etti. Büyük prensin kurduğu Rise Krallığı bölge ticaretinin ve ekonomisinin büyük bir kısmını elinde tutuyordu. Dış ilişkileri daha sağlıklıydı ve ülkede barınmak için nitelikli vatandaş olmak gerekiyordu. Askeriyesi özel eğitimler alıyor ve profesyonel bir ordu yetiştiriyorlardı. Özel olarak yetiştirilen bu ordu sayıca az ama yetenek olarak çok daha üst düzeydi. Küçük prensin kurduğu Valyria Krallığı ise ekonomik yönden daha zayıf ancak nüfus ve asker olarak daha kalabalıktı. Dış ilişkileri çok iyi değildi ancak halk barış içerisinde büyük ailelerle ve yabancılarla birlikte yaşıyordu. Ülke herkese açıktı. Valyria ordusu ise nispeten daha kalabalık ve biraz daha disiplinliydi. Ordunun her bölümünde yeterli asker vardı. Eğitimlerinden ziyade tecrübeye daha çok önem veriyor ve buna göre antreman yapıyorlardı. İki ülke arasında zaman zaman sınır çatışmaları ve sınır ihlalleri yaşanıyordu. Rise Krallığı ve Valyria Krallığı kendi alanlarının en iyisiydiler ancak hiçbir zaman dost olamadılar. “

Baba artık çok yorulmuştu ve hikayenin sonlandığını belirtti. Oğluna tekrar döndü ve konuşmaya başladı;

“Artık prensler yok oğlum ve kötülük hala kapıda, savaşlar hala devam ediyor. Hikâye henüz tamamlanmadı oğlum ve burada senin rolün bu iki krallıktan birinin eski Midgard Krallığının ihtişamına kavuşmasını sağlamak. Şu an Midgard kralı gibi biz de iki krallığın tam ortasında duruyoruz. Ayağımdaki mızrak yarasını hatırlıyorsun değil mi? Ben ömrümü Midgard’a adamıştım ve yakında öleceğim. Yolun hangisi olursa olsun senin de bu uğurda yaşamanı ve savaşmanı istiyorum oğlum. Biliyorum ki sen nerede bulunursan bulun orası her zaman bir adım önde olacaktır. Seçimini bilgece yap ve yüreğinle yaşa.“

Oğlunun elini tutmuştu ve konuşmasını sonlandırmıştı. Ertesi sabah her şey çok farklı olacaktı. Midgard krallığını bilinciyle gören son insandı sarayda üst düzey bir muhafızdı bir prensten emir almış ve başka bir prensten de yara almıştı. Bütün verasetini oğluna bırakmıştı ve bu dünyadan göçüp gidiyordu. Ertesi sabah oğlu eşyalarını hazırlayıp yola çıktı. Bu sınır kasabası diğerlerinden biraz daha farklıydı. Hem Rise Hem Valyria halkı burada iç içe geçmiş gibiydi. Toprak olarak ise tam sınırda bulunuyordu. En çok çatışmalar ve ölümler de bu kasabada oluyordu zaten. Yavaş yavaş yol ayrımına doğru yürüdü. Yolun ikiye ayrıldığı noktada durdu. Sağa doğru Valyria sola doğru Rise Krallığına gidiyordu bu yol. Gözlerini kapattı yüreğini dinlemeye başladı. Kararı ne olursa olsun hangi yola adım atarsa atsın asla geri dönmeyecekti. Derin bir nefes aldı ve kalbinin gösterdiği yöne dönerek bir adım attı.
 

Aeseria

Bir Kömür Göründü Kaptanım!
Onaylı Satıcı
Katılım
22 Mayıs 2019
Mesajlar
160
En iyi cevaplar
0
Elmaslar
172
Puanlar
340
Discord
Aeseria#7873
Minecraft
Aeseria
Başarılar diliyorum...
 

utanıngünlügü

Odunlara Vur Vur Vur!
Katılım
30 Haziran 2018
Mesajlar
40
En iyi cevaplar
0
Elmaslar
15
Puanlar
970
Steam
Emperor
Discord
Emperor#6618
Minecraft
Emperor
Sunucu hikayenizi okurken tüylerim diken diken oldu. Umarım sunucunuz bir an önce açılır ve aynı duyguları oynarken de alırım. Başarılar diliyorum.
 
Yukarı