Yanlış bir iş içinde doğruyu aramak yanlıştır. Yalan bir dünya içerisinde ise doğruluğu insanlar da aramak tam bir yanılgıdır. Güven duymak bir insana olan sadece bağlılık değil ölüm ve kalımını bile ona emanet edebilmektir. Güven duygusu bizlere beşerlere olabilecek bir bağlılığı simgelemek için değil bir olan ezel ve ebede olan bağlılığımızı bir ve diri tutabilmek içindir. Şahısların düşünce farklılığı olabileceği gibi kendi olarak saydıkları doğrularda bulunmaktadır, lakin güven konusu şahısların kendine olan doğrularını değil ebede olan inançlarını simgelemektedir. Duyguların saflığı inanç iledir, unutmayalım kalp ve düşünceler kirlenebilir ama vicdan kirlenmez. Vicdanı öldürmek varsayılamayacak bir yanlışlıktır. Bu ''Ben hiç bir şeye inanmam'' gibisinden bir şey, lakin hiç bir şeye bile inandığını varsayamıyan bir inançsızlık abidesine inançlı olduğunu anlatma çabası gibi bir şeydir.
Bu tarz konularla ilgilenmen beni heyecanlandırıyor. Öncelikle bir şeye inanmıyorsa, bu bir inanç olmuyor. Düşünce sistemi adını verdiğimiz bir takım sistemler vardır. Çok basit bir örnekle açıklamam gerekirse. Biri tanrının varlığına inanmıyorsa bu kişi tanrının olmadığına inanıyor diyemeyiz. Çünkü bu kişi bir düşünce akımını benimsemiştir. Yani o kişinin tanrıya bakış açısı o dur. Aynı şeyi senin son satırların içinde uyarlamak mümkündür. İnanmıyorsa inanmadığı şeye inanıyor diyemeyiz.
Bir diğer konuya gelirsek, "Yanlış bir iş içinde doğruyu aramak yanlıştır." Tamamen yanılgı içerisindesin. Bir iş tamamen yanlış ya da tamamen doğru olamaz. Çok yanlış bir olay ya da bir işe bakış açın nasılsa o olayda öyledir. Hemen örneklendirelim:
Günün birinde X bankasının soyulduğunu ve soyguncuların hapse atıldığını düşünelim. Bu olayda her şey yanlış gibi görünür, eğer nasıl bakacağını bilmiyorsan
Bu olay bünyesinde 2 farklı ders taşır. Hangisini alacağın tabiiki sana ve bakış açına bağlıdır. İlk bakış açısının bir psikopat tarafından yapıldığını düşünürsek: olaya tamamen olumlu bakabilir ya da takdir edebilir. Aynı olaya ben bakarsam hırsızlığın yanlış olduğunu anlarım.
Hadi daha basit bir örnekle anlatayım. Bir olayın %100 doğru mu yanlış mı olduğunu anlamak için bu sefer olayı gerçekleştiren üzerinden gidelim.
Yine günün birinde bir trafik kazası olur ve sürücünün alkollü olduğu tespit edilir. Eğer bu olaya bakan kişi olayı sadece haberlerden, medyadan vb. yerlerden görmüşse sürücüye küfredebilir. Ancak olayı yaşayan yani arabayı kullanan kişinin ruh halini bilen biri bakarsa ve onun alkol içmesinin sebebinin çok sevdiği birinin kaybetmesi olduğunu bilirse olay onun için tamamen değişir.
Yani insanlar %100 diplomatik olamaz. Olamadıkları içinde asla olaylar arasında %100'lük bir değer atayamazlar. Bu değeri atayamadıkları için de sadece seyirci kalıp eleştirmekle yetinirler. Sonuçla MUTLAK doğru ya da yanlış diye bir şey yoktur. Ve yazdığın tüm paragrafta bu yazdıklarımla yine BANA göre çürümüş olur. Bu tarz tartışmalara bayılıyorum. Dilersen özelden ya da daha farklı mecralardan devam edebiliriz.