Hüseyin Nihal Atsız - Geri Gelen Mektup Şiirinin Hikayesi

Nazdravia

Odunlara Vur Vur Vur!
Katılım
31 Ocak 2020
Mesajlar
34
Elmaslar
34
Puan
0
Minecraft
Nazdravia

Discord:

Nazdravia#7869

atsız-imza.png

Atsız'ın bu şiirine dair anlatılan iki hikayesi var. Ama bir tanesinin uydurma olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Uydurma dediğim hikaye bize şunu anlatıyor;
Atsız bu şiiri lise yıllarına aşık olduğu bir öğretmeni için kaleme alıyor. Öğretmenine bu şiiri bir mektup zarfının içinde sunuyor, öğretmeni de bu mektubun öğrencisinden kendisine bir ilan-ı aşk olduğunu anladığı için mektubu hiç açmadan Atsız'a geri veriyor. Atsız da bu şiiri yıllar sonra "Geri Gelen Mektup" ismi ile kitabında yayımlıyor. Şiirin içerisinde "Hasret sana ey yirmi yılın baharı" diye bir cümle kullanıyor Atsız. Bu tarz bir cümleyi lise çağındaki bir öğrenci düşünebilir mi, evet düşünebilir. Söz sanatları içerisinde de yeri vardır. Yakın zaman içerisinde baktığımızda da Bleda Yaman'ın da "Yaşım yirmi altı sana kırk senedir aşığım" gibi bir dizesi var. Evet bunlar şiirlerin içerisinde karşımızda çıkabilecek ifadeler ama Atsız'ın hayatına baktığımızda ikinci hikayenin çok daha sağlam olduğunu söyleyebiliriz.


external-content.duckduckgo.com.png


İkinci hikayeni geçtiği zamanlar, Atsız'ın 24-25 yaşlarında olduğu zamanlar. Hatırladığım kadarıyla ya üniversite de asistanlık yapıyor ya da Kabataş Lisesinde öğretmenlik yapıyor. Sanrım Kabataş Lisesinde öğretmenlik yaptığı zamanlara denk geliyor. Atsız o zamanlarda etrafında olan bitenlerle, etrafındaki insanların ne konuştuğuyla pek ilgilenmeyen bir adam. Kendisini sadece ilime ve fikire adamış. Öğretmenler odasına girdiğinde, kendisine ayrılan sandalyeye oturup tüm gün notlarıyla ilgileniyor. Etrafındaki insanlar ne konuşuyor, kim ne giymiş, ne yapmış, ne etmiş hiçbiriyle ilgilenmiyor. Hatta o sıralarda okula yeni bir öğretmen atanıyor ama bu öğretmen kimmiş, kimlerdenmiş, ne öğretmeni imiş, nereden geliyor asla bunları sormuyor, içinde bunlara dair en ufak merak duygusu kabarmıyor.
Taâ ki okula yeni atanan o öğretmen, öğretmenler odasının kapısını açana kadar. O öğretmen, o hanım öğretmen, yemyeşil gözlere sahip o öğretmen kapıyı açtığı ilk anda, artık kokusundan mıdır, etrafına yaydığı enerjinden midir bilinmez Atsız bir anda notlarının arasından başını kaldırıyor. Hiç yaşamadım bu duyguyu ama Atsız bir şeyler yaşayacağını, bir şeyler yaşayacağını hissediyor ve vücudu, zihini, ruhu buna hazırlanıyor. Atsız, kafasını kaldırdığında; o enerjinin, o kokunun kimden yayıldığını öğrenmek istediğinde okula yeni atanmış, o yemyeşil gözlü hanım öğretmenle göz göze geliyor. Göz göze geldiği o kısacık zaman büyüyor, büyüyor ve Atsız'ın içinde anlamlandıramadığı bir duygudan mı olsa bilinmez Atsız'ın bildiği, bilmediği bütün kelimeler ağzına hücum ediyor. Ama Atsız boş bir adam değil, yüreği küçük bir adam da değil. Hem dilini hem de yüreğini o an için de olsa teskin etmesini biliyor. Ama Atsız, o yemyeşil gözlere sahip öğretmene karşı içinde bir şeylerin büyüdüğünü hissediyor ve ne yapacağını ne edeceğini de bilemiyor. İçinde her geçen gün bir şeyler söyleme, bağırıp çağırma isteği büyüyor ve Atsız'da son çare olarak bir şiir kaleme alıyor. Şiiri bitirdiğinde gönlünün bir parça da olsa teskin olduğunu hissediyor. Fakat bu şiiri bir türlü gidip o öğretmene teslim edemiyor. Atsız, "Ne yapacağım? Ne edeceğim? Bu şiiri nasıl teslim edebilirim?" derken bir gün öğretmenler odasında tek başına olduğunu fark ediyor hemen şiiri bir zarfın içine katıyor ve o öğretmenin dolabına koyuyor. Ertesi gün oluyor, öğretmenden tık yok. Atsız "Acaba mektubu mu bulamadı?" diye iç geçiriyor. İkinci gün oluyor ve gene öğretmenden tık yok. "Acaba mektubu buldu da ben olduğumu anlamadı mı" diye tekrar iç geçiriyor. Üçüncü günün oluyor gene tık yok, Atsız bu sefer kesin bir kararla "Mektubu buldu ama benim olduğumu anlamadı" diye düşünüyor. Derken dolabına yöneliyor ve üç gün önce yemyeşil gözlü öğretmenin dolabına koyduğu mektubu karşısında görüyor. Atsız mektubu gördüğünde hem seviniyor hem üzülüyor. Seviniyor çünkü o öğretmen mektubun kimden geldiğini doğru tahmin etmiş. Atsız'ın kendisine karşı nasıl hisler barındırdığını anlamış. Bu onun için sevindirici bir şey. Fakat aynı zamanda üzülüyor da. Çünkü hislerine karşılık bir cevap alamıyor, bu da son derece üzücü bir şey. Atsız, o günden sonra, o yeşil gözlere sahip öğretmen gelmeden önce nasıl yaşıyorsa gene aynı şekilde yaşamaya devam ediyor. "Ya benim olacaksın, ya kara toprağın" demiyor. Kendi toprağında açmış bu güzel çiçeği soldurmak pahasına kopartmaya çalışmıyor. O güzel çiçeğin kokusunu bir kere duymuş olmakla kendisini teskin ediyor. Yıllar sonra da bu şiirini "Geri Gelen Mektup" ismi ile şiir kitabında yayımlıyor. O yeşil gözlü öğretmen mektubu açtı mı, açmadı mı bilinmez. Ama açmadıysa eğer, açsaydı şu sözlerle karşılaşmış olacaktı ve bu sözleri okuduktan sonra istese de istemese de Atsız'a karşı bir şeyler hissedecekti.

Hüseyin Nihal ATSIZ'ın yazdığı, Osman ÖZTUNC'un besteleyip okuduğu o şiir;



dipnotlar
1. İlk düzgün makalem. Hatalarımı af görün.
2. Kelime, noktalama, anlam hataları illa ki vardır. Lütfen yorumlarda Türçke öğretmeniymişsiniz gibi eleştirmeyin.
3. Umarım okurken keyif alırsınız.
 
İlk konuna göre iyi sayılabilir fakat uzun tutmak vs gibi şeyler için fazla gereksiz kelime kullanmamak önemlidir.
 

İlk konuna göre iyi sayılabilir fakat uzun tutmak vs gibi şeyler için fazla gereksiz kelime kullanmamak önemlidir.


Evet, dediğin gibi arkadaşın ilk konusuna göre güzel olmuş ancak arkadaşın uzun tutmasından değil, resim koymamasından kaynaklanıyor.
 
Güzel mükemmel bir konu fakat bölümler arasına biraz boşluk bırakırsan daha okunabilir olur + (bence ortalama gereksiz)
 

Hala Discord sunucumuza katılmadın mı?

Büyük bir topluluğun parçası ol, etkinliklere katıl ve özel hediyeler kazanma şansı yakala!

Şimdi Katıl