- Katılım
- 25 Eylül 2022
- Mesajlar
- 3.979
- Çözümler
- 3
- Elmaslar
- 1.010
- Puan
- 11.895
- Yaş
- 19
- Konum
- Çanakkale
- Discord İzni

- Minecraft
- benjamin1734
Discord:
benjamin17
Buraya Nasıl Geldik?
ÖN BÖLÜM
(Müzik Diski 485 çalmaya başlar)
Profesör Endram: Çok oyalanma... Evet bugün Portal No: WKH HQG 43 deneyimize başlıyoruz.
Asistan: Profesör bu güvenli mi?
Profesör Endram: Mevcut deneylerimden sadece bir tanesi başarısızlıkla sonuçlandı evlat bunu biliyorsun.
Asistan: Evet biliyorum profesör ancak korkmamak elimde değil. Biliyorsun yer altında ki araştırma laboratuvarımız neredeyse yıkılıyordu ve oradaki garip yaratıklar yüzeye ulaşacaktı. Mağara girişlerini iyi ki patlattık.(portala parçayı yerleştirir)
Profesör Endram: Haklısın ama bu deney için gerekli güvenlik önlemlerini çoktan aldık. Tüm oda obsidyen taşları ile yapılmış özel duvarlardan ve tabanı asla kıramadım bir taş olan katman kayası ile kaplı. Buradan biz istemedikçe ne bir şey çıkabilir nede girebilir.
Asistan: Haklısın profesör(portala parçayı yerleştirir). Peki profesör bu portal malzemelerini nasıl topladın?
Profesör Endram: Portalın ana güç çerçevelerini meteorlardan topladığım ve bu dünyada olmayan HQG maddesinden yaptım. Portala asıl ismini veren de bu. Portalı açacak olan 12 güç anahtarını ise yine meteroun üstünde bulduğumuz garip canlıdan elde ettim. Emin olabilirsin gözleri beni o kadar içine çekiyordu ki sanki tamamen ona bağlanmış bir ruh hali ile cennete gider gibi yükseliyordum. Umuyorum ki bu portal da onların geldiği yere, cennete gider.
Asistan: (yavaşça son parçayı alır ve son portal çerçevesinin üstüne doğru getirir.) İşte profesör başlıyoruz. (Yavaşça son parçayı alır ve portala yerleştirir.)(Ufak bir an hiçbir şey olmaz ardından tüm dünyadan duyulan bir ses ile her yer sarsılır.)AHH... Profesör buda ne?
Profesör Endram: (Zorlanarak yerinden kalkar) İŞTE OLDU İŞTE OLDU. Sonunda başardım yeni bir boyut.
Asistan: Başardınız profesör. Tüm değerler normal (aniden cızırtılar gelmeye başlar). Bir dakika profesör ibreler de bir tuhaflık var hepsi sıfırlanmış. (Portaldan yere doğru siyah mor karışımı sise benzer beyaz bir madde gelir). Profesör bu da ne?
Profesör Endram: Çok ilginç bu şey de ne?(Maddeye dokunur) Aman tanrım nereye gitti bu?
Asistan: Bak profesör arkanda masaya gitmiş. (Asistan eldiveni ile tekrar dokunur) Olamaz tekrar kayboldu. (Profesöre bakar) Bakın şapkanızın üstüne gitmiş.
Profesör Endram: (Mırıldanarak) Bu madde aynı göktaşındaki canlının gözleri gibi ışınlanıyor. (Asistana dönerek yüksek sesle) Kıyafetini giy gidiyoruz.
Asistan: Nereye?
Profesör Endram: Tabi kide portalın içine. Onu ilk biz keşfedeceğiz. (Birkaç saniye sonra portal dan gelen cızırtı sesleri aniden büyür.) Noluyor öyle ohh hayır olamaz KOŞ HEMEN PORTALIN GÜCÜNÜ KES olamaz hayır buna zaman yok bu şey obsidyeni bile delecek güçte belki belki katman kayası(heyecanlanır ardından karamsarlığa düşer) ne olamaz bu imkansız kaç çocuk kaç(Portaldan uzun siyah bir yaratık belirir ve profesör ile göz göze gelir) Olamaz o gözler beni içine çekiyor. Kaç çocuk kaç hemen bunu al hemen ve kaç.
Asistan: (Arkasına bakarak koşmaya başlar) Profesör kaçın hemen kurtulun o şeyin etkisinden
Profesör Endram:(Boğuk ve cızırtılı bir sesle) Stieie... (Müzik Diski 485 sonlanır)
Siyah bir perde
1. Bölüm
Gün doğumu ile yatağından kalkması bir oldu. O kaçınılmaz kabuslarından görmüştü yine. Her gece aynı kabus tekrar tekrardı. Ama gün devam ediyor. Dışarıya baktığında kendi kendine "bugün gene köylülere uğramam lazım off geçen köylünün tekine vurdum diye az kalsın öldürüyordu beni o demir kafalı herif" diye iç geçirdi. Yerinden kalkıp en güzel zırhlarını giydi. Bugün üstünde farklı bir hava vardı. Her zaman kullanmadığı genelde zor da kalmadıkça kullanmadığı çöl yolunda köye ilerlemeye başladı. "Bu yol da sabahları ne sıcakmış böyle" diyerekten söylendi. Yol da yürürken su kuyusunda durup kısa bir mola ile tekrar ilerlemeye başladı. Kısa bir süre sonra "Bura da piramit mi varmış. Keşfedilmediyse içindekileri alır köylülerden ucuza yemek alırım" diye düşündü. İçeri girince gözüne ilk çarpan yer farklı gözüken kum blokları oldu. "Bunlar var ama bunları kim neden buraya yapsın. Neyse içindekileri alır ganimet odasına da girer çıkarım." dedi. Fırçasını craftlayıp hadi Bismillah diye işe koyuldu 1 2 3 derken hop güzel bir elmas diye sevindi. Kısa bir süre içinde küçücük bir oda keşfetmişti. Biraz çubuk elmas zümrüt ve zırh süslemeleri ile bugünü güzel kapattım diyip asıl hazine odasına girmek için düşünmeye başladı. "Acaba aşağı atlayıp suyla düşüşümü mü yavaşlatsam yoksa yavaş yavaş kazsam mı?" Arkasından sinsice gelen bir creeperı fark ettiğinde artık çok geçti. Kalkanını çekti ama nafile creeper yeri de patlatmıştı. Son anda suyla yere inmeyi başardı. "Çok şanslıyım iyi tuzağın üstüne denk gelmedim diye sevindi. Sandıkları toplarken bir tane eşya gözüne takıldı. Tozlu bir kağıda benziyordu ama normal kağıtlardan çok farklıydı. İsmini okumaya çalıştığında büyü masasında ki harflerle yazılmış !¡ᔑ∷ş𝙹ᒲᒷリ yazısını gördü. "Ahh kahretsin bu açılmıyor. Üstündeki şeyi okusam açılır mı acaba?" diyip yukarı çıktı ve doğrudan evine doğru hızlıca yola koyuldu.
Evine varır varmaz kalem ve kağıdını çıkarıp yazılan yazıyı çıkarmaya başladı ve "Parşomen" dedi. Dediği gibi sihirli bir şekilde sarmalanmış kağıt yığını açılmaya başladı. Normal yazı ile yazılmış kağıda baktı ve kordinatları gördü. 1400 -34 –2800 . Burası yaşadığı yere 1 günlük kısa bir mesafedeydi. Gece oluyordu. Sabaha kadar uyur köye uğrar ve öyle giderim diye düşündü ve yatağa yattı. Her günkü o klasikleşmiş kabuslarıyla baş başa...
Sabah gün doğumu ile tekrar kalkması bir oldu. Pırıl pırıl bir uyku çekmişti. Kabus o gece görmemişti. Çok mutluydu. İyi şans bugün yüzüme gülecek dedi kendi kendine. Geç olmadan hemen yola uğradı. Köye girdi ve Demir beyinli İron Goleme gözükmeden doğruca aşçı köylüden 1 2 stack pişmiş biftek aldı. Birkaç saat yürüdükten sonra gece olmaya başlamıştı. İyi ki yanımda eyer getirdim geceleyin canavarlara yem olmadan atla hızlıca varırım, dedi. Bir atı gözüne kestirdi ve havuç uzatarak üstüne bindi. İlk defa hiç bir sorun olmadan atı bu kadar hızlı evcilleştirmişti. Hızlıca konuma vardı. Küreğini aldı ve kazmaya başladı. Doğrudan aşağı kazmaması gerektiğini biliyordu ama onu bunu kim söylemişti hatırlamıyordu. Birden kazdığı yerde küçük bir boşluk gördü. Suya erişemeden yere düştü. Canı acımıştı. Ahh ayaklarım diye yemeğini yiyip canını doldurdu. Aman tanrım burası da ne?
2. Bölüm
Gördükleri karşısında şok olmuştu. Devasa bir şehir ayaklarının altında duruyordu. Yavaş yavaş ilerlemeye başlamıştı. Neden burada yaratıklar yok diye düşündü. İlk defa gördüğü farklı bloklar ve eşyalar göz kamaştırıyordu. Yavaşça sandığı açtı ve oda ne. Ürpertici bir ses mağarayı kaplamıştı. Etraf birden karanlıklaştı ve birkaç yürüme sesi. Görebildiği kadar hemen bloklarıyla biraz yükseğe çıktı. Karanlık geçmişti. Neden olduğuna anlam veremedi. Yayı ile ses gelen tarafa baktı ve üstünde garip ruha benzer dolaşan bloğa sıktı. Ok yakınına isabet etti. Ok saplanınca aniden mavi parçacıklar dokunaçlı farklı bir bloğa ve o bloktan da ruhlu bloğa ulaştı. Tekrar o ses. Fakat bu sefer uzakta olduğu için karanlık ona gelmemişti. Ama sesten anladı ki bu ayak sesleri ve bağırtı sesleri çok daha yakındı. Dikkatli olmalıyım, bu şeyler galiba sese duyarlı. Çok ses yapmamalıyım dedi. Yavaş yavaş yürürken yolların yünden olduğunu farketti ve kendi kendine "acaba bu yünler sesi geçirmiyor mu?" dedi. Risk alarak yayını kavradı ve çok uzaktaki bir yüne okunu yolladı. Başarmıştı ses gelmemişti. Hızlıca yünlerin üstünde dolaşıp kendini ve sandıkları yünle kapattıktan sonra ganimetleri topluyordu. Harabenin en ortasına geldiğinde bir şey farketmişti. Garip bir yaratık figürü ve garip bloklar dikdörtgen olarak dizilmiş aynı yer üstündeki yıkık nether portallarına benziyordu. Dikkatsizce sandığı açtı ve o an çok büyük bir hata yaptığını anladı. Tekrar o ses ama yürüme ve bağırtı sesi olmadan karanlık eşliğinde gelmişti. Bir kaç saniye karanlığı bekledi ve hiç bir şey olmamıştı. Bir kaç saniye içinde aniden arkasında blokların kayma sesi ile yer altından çıkan devasa bir karartı farketti. Hemen sessizce sandığa ulaştı. Ancak çok geçti. Sandığın açılma sesi yaratığa ulaşmıştı. İçinden ne gördüyse alıp koşmaya başladı. Arkasından devasa bir yaratık kovalamasına rağmen hızlıca bloklar ile yukarı çıkıp kazmaya başladı. Başarmıştı. Sesler azalıyordu Yüzeye çıkınca farketti ki o kadar uzun bir süre geçmişti ki havada uçan canavarlar ortaya çıkmıştı. Akıl sağlımı kaybediyorum herhalde gene ortaya çıktı bunlar diyip atını bağladığı yeri aramaya koyuldu. Kısa bir süre içinde atını bulup evine doğru hızlıca yola koyuldu.
3. Bölüm
Stieie...
Olamaz bırakma beni! diyerekten tekrar yatağından fırladı. Gene o kabusu görmüştü. Üstündeki yorgunluğu halen daha atamamış ancak yapması gereken işler olduğunu bildiği için mırıldanıyordu. Eşyaları karıştırınca tekrar farketti bu sefer farklı renkli ama üstünde geçenki ile aynı sembollere sahip o tuhaf eşya. Parşomen dedi tekrar ve kağıtlar açılmaya başladı. Tekrar bir kordinat ve evet tekrar yol. Hazırlanıp evinden çıktı ve yola koyuldu. Çok geçmeden konuma ulaşmıştı. Yıkık bir portal... Ah genemi bu portallar ve gene şu obsidyen. Kırılmıyor işte anlasanıza kolay kolay şu mosmor taş off off diye haykırdı. Eline kazmasını aldı ve obsidyenleri toplayıp portalı tamamladı. Portala küçücük bir kıvılcım çakınca huzursuz edici ses tonuyla hafif hafif parıldamaya başladı. İçeri atladığı gibi karşısında tamamen lavdan oluşan bir okyanusla karşılaştı. Olamaz genemi diyerek haykırmaya devam etti. Bir süredir nethera geçmemişti. İlk ve son ziyareti olan bir kaç yıl önceki geçişinde iskeletlerden ok yemekten bıkmış ve bir daha geçenin... Neyse.. Devam edelim. Bloklarla yol yapıp ilerleyince karşısına domuz gibi hırıldayan 2 ayak üstünde yürüyen tuhaf canlılar belirmişti. Ellerinde altın kılıçlarıyla etrafta gezen, altından eşyası olmayan her canlıya saldıran bu 2 ayaklı canlıların yanına altından bir zırh yapıp gideyim bari diye düşündü. Zırhını giydi ve fazladan altınları ile yanlarına ulaştı. Canlılar hemen elinde ki altınlara bakmaya başladılar. Altınları verince eşyaları attığını görüp tüm altınını onlara vermeye ve ticaret yapmaya koyuldu. Ateş direnci ehh belki, kil, ruh kumu tuğla kara taş bunlarda ne böyle ya işe yarar bir şey yok mu derken garip bir item verdi canlılar ona. Siyah ama mavi rengine de benzeyen bu şeyi bir yerlerden hatırlıyordu ama nereden. Son bir altını kalmıştı. Onu da yavaşça uzattı. Canlılar ona tekrardan yazılı bu garip eşyayı verdi. Ah bekliyorum zaten diye o kelimeyi "Parşomen" tekrardan söyledi. Bu sefer farklı bir kordinattı. Şaşırmamıştı tekrar yola koyuldu. Bu sefer tuğlaya benzer fakat tuğladan daha koyu bir kırmızıya sahip tuğlalardan inşa edilmiş kaleyi incelemeye başladı. Kalede ilerlerken daha önce mağaralarda gördüğü içinden canavarlar çıkan o kafes bloklarından gördü. Bakalım buradakilerden ne çıkıyor diyip incelemeye başladı ve yanında uçan ateş saçan bir canavar ortaya çıktı. Baltasını kaptığı gibi daha ateş etmesine fırsat vermeden canavarı öldürdü ve yere blaze rod denen çubuğa benzeyen fakat sanki lavdan bir çubuk olan eşyayı aldı. Nasıl olsa buraya kadar gelmişim şunlardan biraz toplayıp eve götürürüm diye düşündü ve uçan yaratıkları avlamaya başladı. 1 stack olmuştu. Kaleyi dolaşırken sandıklar bulmuş ve yağmalamıştı. Yeni bir parşomen bulamayınca gülerek "Sanırım hazine avı buraya kadarmış diyip sırıttı." Eve dönüş için çantasını düzenlerken blaze rodu ve ender incisini yan yana koyunca parladıklarını farkketti. Hemen el tezgahını açıp yan yana koymayı denedi fakat bir şey olmuyordu. Blaze rodu tek başına koyunca bir toz elde ettiğini farketti. Bu toz ile inciyi yan yana koyunca "İşte şimdi işler ilginçleşiyor!" dedi. Yeni bulduğu bu eşyaya gözleriyle bakınca sanki içine hapsoluyor kendine karanlığına doğru onu çekiyordu. İçin den bir ses onu fırlat diyordu. Yukarı doğru fırlatınca bir anda sabit olarak durdu ve hemen önüne düştü.
Bunun işe yaramadığını fark edince hayal kırıklığıyla portalın yolunu tuttu. Dünyaya geçince içindeki ses ona tekrardan fırlat diyordu ama çok yorulmuş evin yolunu zar zor tutturup yatağa bile kendini atamadan yerde uyuyup kalmıştı. Sabahın ilk ışıklarıyla beraber aynı kabusla uyanmış ve köyün yolunu tutmuştu. Ufak eksiklerini tamamlayıp artık yola koyulma vakti gelmişti. Eline tekrar Ender Gözünü aldı ve hava fırlattı. İşe yaramıştı. İlerliyordu. Tek sorun bir süre ilerleyip tekrar düşmesiydi. Hatta bir kere patlamıştı bu garip eşya. Bir süre daha ilerledikten sonra artık geriye doğru ilerlemeye başladı bu tuhaf eşya. Yerin dibini gösteriyordu tekrar. "Umarım geçenki gibi bir canavarla karşılaşmam yer altında" dedi. Kazmaya başladı. Yerin altında ilerledikçe bir mağaraya denk geldi. Bu sefer yetişmişti su kovasına düşmeden. Önündeki kapıyı farkedince şaşırdı. Burası da nereye geldim ben, dedi...
4. Bölüm
(Müzik Diski 486 çalmaya başlar)
Profesör Endram: Kayıt 1, Patlamanın üstünden 1 ay geçti. Bedenim tuhaf hissediyor. Diğer boyut çok garip cennet gibi olmalı fakat tam öyle değil. Buradaki tüm hayatlar bir şeye bağlı gibi yaşıyor. Portaldan gelen ilk eşyanın ne olduğunu buldum. Bir tür sebze. Tadı havuç-patetes karışımı. Onu yiyince küçük bir yarıçapta rastgele bir yere ışınlıyor beni.
(Küçük bir cızırtının ardından disk çalmaya devam eder)
Profesör Endram: Kayıt 2, bugün çok farklı yerleşim yerleri keşfettim. Buraların yerlileri bizimkiler gibi pek dost canlısı değil. İçlerinden uçan beyaz materyel çıkıyor. Sanki yanlarına yaklaştırmak istemiyorlar. Onlara çekingen anlamına gelen shulker ismini vereceğim. Bacaklarım mı uzamış? Deri rengim neden koyulaştı?
(Küçük bir cızırtının ardından disk çalmaya devam eder)
Profesör : Kayıt 3, EndramWhat's up ... Ah hıçkırdım özür dilerim. Bugün biraz yorgun hissediyorum. Bu meyvenin yan etkileri olabilir mi? Kollarım ve bacaklarım artık daha uzun. Derim tamamen siyaha dönmek üzere. Korkuyorum.
(Küçük bir cızırtının ardından disk çalmaya devam eder)
Bilinmeyen bir boğu ses: ∴⍑ᔑℸ ̣ 'ᓭ ⚍!¡ ᓭℸ ̣ ᒷ⍊ᒷ ʖᒷリ╎ ꖌ⚍∷ℸ ̣ ᔑ∷ ʖᒷリ ᒷリ↸ᒷ∷ᒲᔑリ ...
(Derin bir sessizlik ve karanlık bir perde...)
ÖN BÖLÜM
(Müzik Diski 485 çalmaya başlar)
Profesör Endram: Çok oyalanma... Evet bugün Portal No: WKH HQG 43 deneyimize başlıyoruz.
Asistan: Profesör bu güvenli mi?
Profesör Endram: Mevcut deneylerimden sadece bir tanesi başarısızlıkla sonuçlandı evlat bunu biliyorsun.
Asistan: Evet biliyorum profesör ancak korkmamak elimde değil. Biliyorsun yer altında ki araştırma laboratuvarımız neredeyse yıkılıyordu ve oradaki garip yaratıklar yüzeye ulaşacaktı. Mağara girişlerini iyi ki patlattık.(portala parçayı yerleştirir)
Profesör Endram: Haklısın ama bu deney için gerekli güvenlik önlemlerini çoktan aldık. Tüm oda obsidyen taşları ile yapılmış özel duvarlardan ve tabanı asla kıramadım bir taş olan katman kayası ile kaplı. Buradan biz istemedikçe ne bir şey çıkabilir nede girebilir.
Asistan: Haklısın profesör(portala parçayı yerleştirir). Peki profesör bu portal malzemelerini nasıl topladın?
Profesör Endram: Portalın ana güç çerçevelerini meteorlardan topladığım ve bu dünyada olmayan HQG maddesinden yaptım. Portala asıl ismini veren de bu. Portalı açacak olan 12 güç anahtarını ise yine meteroun üstünde bulduğumuz garip canlıdan elde ettim. Emin olabilirsin gözleri beni o kadar içine çekiyordu ki sanki tamamen ona bağlanmış bir ruh hali ile cennete gider gibi yükseliyordum. Umuyorum ki bu portal da onların geldiği yere, cennete gider.
Asistan: (yavaşça son parçayı alır ve son portal çerçevesinin üstüne doğru getirir.) İşte profesör başlıyoruz. (Yavaşça son parçayı alır ve portala yerleştirir.)(Ufak bir an hiçbir şey olmaz ardından tüm dünyadan duyulan bir ses ile her yer sarsılır.)AHH... Profesör buda ne?
Profesör Endram: (Zorlanarak yerinden kalkar) İŞTE OLDU İŞTE OLDU. Sonunda başardım yeni bir boyut.
Asistan: Başardınız profesör. Tüm değerler normal (aniden cızırtılar gelmeye başlar). Bir dakika profesör ibreler de bir tuhaflık var hepsi sıfırlanmış. (Portaldan yere doğru siyah mor karışımı sise benzer beyaz bir madde gelir). Profesör bu da ne?
Profesör Endram: Çok ilginç bu şey de ne?(Maddeye dokunur) Aman tanrım nereye gitti bu?
Asistan: Bak profesör arkanda masaya gitmiş. (Asistan eldiveni ile tekrar dokunur) Olamaz tekrar kayboldu. (Profesöre bakar) Bakın şapkanızın üstüne gitmiş.
Profesör Endram: (Mırıldanarak) Bu madde aynı göktaşındaki canlının gözleri gibi ışınlanıyor. (Asistana dönerek yüksek sesle) Kıyafetini giy gidiyoruz.
Asistan: Nereye?
Profesör Endram: Tabi kide portalın içine. Onu ilk biz keşfedeceğiz. (Birkaç saniye sonra portal dan gelen cızırtı sesleri aniden büyür.) Noluyor öyle ohh hayır olamaz KOŞ HEMEN PORTALIN GÜCÜNÜ KES olamaz hayır buna zaman yok bu şey obsidyeni bile delecek güçte belki belki katman kayası(heyecanlanır ardından karamsarlığa düşer) ne olamaz bu imkansız kaç çocuk kaç(Portaldan uzun siyah bir yaratık belirir ve profesör ile göz göze gelir) Olamaz o gözler beni içine çekiyor. Kaç çocuk kaç hemen bunu al hemen ve kaç.
Asistan: (Arkasına bakarak koşmaya başlar) Profesör kaçın hemen kurtulun o şeyin etkisinden
Profesör Endram:(Boğuk ve cızırtılı bir sesle) Stieie... (Müzik Diski 485 sonlanır)
Siyah bir perde
1. Bölüm
Gün doğumu ile yatağından kalkması bir oldu. O kaçınılmaz kabuslarından görmüştü yine. Her gece aynı kabus tekrar tekrardı. Ama gün devam ediyor. Dışarıya baktığında kendi kendine "bugün gene köylülere uğramam lazım off geçen köylünün tekine vurdum diye az kalsın öldürüyordu beni o demir kafalı herif" diye iç geçirdi. Yerinden kalkıp en güzel zırhlarını giydi. Bugün üstünde farklı bir hava vardı. Her zaman kullanmadığı genelde zor da kalmadıkça kullanmadığı çöl yolunda köye ilerlemeye başladı. "Bu yol da sabahları ne sıcakmış böyle" diyerekten söylendi. Yol da yürürken su kuyusunda durup kısa bir mola ile tekrar ilerlemeye başladı. Kısa bir süre sonra "Bura da piramit mi varmış. Keşfedilmediyse içindekileri alır köylülerden ucuza yemek alırım" diye düşündü. İçeri girince gözüne ilk çarpan yer farklı gözüken kum blokları oldu. "Bunlar var ama bunları kim neden buraya yapsın. Neyse içindekileri alır ganimet odasına da girer çıkarım." dedi. Fırçasını craftlayıp hadi Bismillah diye işe koyuldu 1 2 3 derken hop güzel bir elmas diye sevindi. Kısa bir süre içinde küçücük bir oda keşfetmişti. Biraz çubuk elmas zümrüt ve zırh süslemeleri ile bugünü güzel kapattım diyip asıl hazine odasına girmek için düşünmeye başladı. "Acaba aşağı atlayıp suyla düşüşümü mü yavaşlatsam yoksa yavaş yavaş kazsam mı?" Arkasından sinsice gelen bir creeperı fark ettiğinde artık çok geçti. Kalkanını çekti ama nafile creeper yeri de patlatmıştı. Son anda suyla yere inmeyi başardı. "Çok şanslıyım iyi tuzağın üstüne denk gelmedim diye sevindi. Sandıkları toplarken bir tane eşya gözüne takıldı. Tozlu bir kağıda benziyordu ama normal kağıtlardan çok farklıydı. İsmini okumaya çalıştığında büyü masasında ki harflerle yazılmış !¡ᔑ∷ş𝙹ᒲᒷリ yazısını gördü. "Ahh kahretsin bu açılmıyor. Üstündeki şeyi okusam açılır mı acaba?" diyip yukarı çıktı ve doğrudan evine doğru hızlıca yola koyuldu.
Evine varır varmaz kalem ve kağıdını çıkarıp yazılan yazıyı çıkarmaya başladı ve "Parşomen" dedi. Dediği gibi sihirli bir şekilde sarmalanmış kağıt yığını açılmaya başladı. Normal yazı ile yazılmış kağıda baktı ve kordinatları gördü. 1400 -34 –2800 . Burası yaşadığı yere 1 günlük kısa bir mesafedeydi. Gece oluyordu. Sabaha kadar uyur köye uğrar ve öyle giderim diye düşündü ve yatağa yattı. Her günkü o klasikleşmiş kabuslarıyla baş başa...
Sabah gün doğumu ile tekrar kalkması bir oldu. Pırıl pırıl bir uyku çekmişti. Kabus o gece görmemişti. Çok mutluydu. İyi şans bugün yüzüme gülecek dedi kendi kendine. Geç olmadan hemen yola uğradı. Köye girdi ve Demir beyinli İron Goleme gözükmeden doğruca aşçı köylüden 1 2 stack pişmiş biftek aldı. Birkaç saat yürüdükten sonra gece olmaya başlamıştı. İyi ki yanımda eyer getirdim geceleyin canavarlara yem olmadan atla hızlıca varırım, dedi. Bir atı gözüne kestirdi ve havuç uzatarak üstüne bindi. İlk defa hiç bir sorun olmadan atı bu kadar hızlı evcilleştirmişti. Hızlıca konuma vardı. Küreğini aldı ve kazmaya başladı. Doğrudan aşağı kazmaması gerektiğini biliyordu ama onu bunu kim söylemişti hatırlamıyordu. Birden kazdığı yerde küçük bir boşluk gördü. Suya erişemeden yere düştü. Canı acımıştı. Ahh ayaklarım diye yemeğini yiyip canını doldurdu. Aman tanrım burası da ne?
2. Bölüm
Gördükleri karşısında şok olmuştu. Devasa bir şehir ayaklarının altında duruyordu. Yavaş yavaş ilerlemeye başlamıştı. Neden burada yaratıklar yok diye düşündü. İlk defa gördüğü farklı bloklar ve eşyalar göz kamaştırıyordu. Yavaşça sandığı açtı ve oda ne. Ürpertici bir ses mağarayı kaplamıştı. Etraf birden karanlıklaştı ve birkaç yürüme sesi. Görebildiği kadar hemen bloklarıyla biraz yükseğe çıktı. Karanlık geçmişti. Neden olduğuna anlam veremedi. Yayı ile ses gelen tarafa baktı ve üstünde garip ruha benzer dolaşan bloğa sıktı. Ok yakınına isabet etti. Ok saplanınca aniden mavi parçacıklar dokunaçlı farklı bir bloğa ve o bloktan da ruhlu bloğa ulaştı. Tekrar o ses. Fakat bu sefer uzakta olduğu için karanlık ona gelmemişti. Ama sesten anladı ki bu ayak sesleri ve bağırtı sesleri çok daha yakındı. Dikkatli olmalıyım, bu şeyler galiba sese duyarlı. Çok ses yapmamalıyım dedi. Yavaş yavaş yürürken yolların yünden olduğunu farketti ve kendi kendine "acaba bu yünler sesi geçirmiyor mu?" dedi. Risk alarak yayını kavradı ve çok uzaktaki bir yüne okunu yolladı. Başarmıştı ses gelmemişti. Hızlıca yünlerin üstünde dolaşıp kendini ve sandıkları yünle kapattıktan sonra ganimetleri topluyordu. Harabenin en ortasına geldiğinde bir şey farketmişti. Garip bir yaratık figürü ve garip bloklar dikdörtgen olarak dizilmiş aynı yer üstündeki yıkık nether portallarına benziyordu. Dikkatsizce sandığı açtı ve o an çok büyük bir hata yaptığını anladı. Tekrar o ses ama yürüme ve bağırtı sesi olmadan karanlık eşliğinde gelmişti. Bir kaç saniye karanlığı bekledi ve hiç bir şey olmamıştı. Bir kaç saniye içinde aniden arkasında blokların kayma sesi ile yer altından çıkan devasa bir karartı farketti. Hemen sessizce sandığa ulaştı. Ancak çok geçti. Sandığın açılma sesi yaratığa ulaşmıştı. İçinden ne gördüyse alıp koşmaya başladı. Arkasından devasa bir yaratık kovalamasına rağmen hızlıca bloklar ile yukarı çıkıp kazmaya başladı. Başarmıştı. Sesler azalıyordu Yüzeye çıkınca farketti ki o kadar uzun bir süre geçmişti ki havada uçan canavarlar ortaya çıkmıştı. Akıl sağlımı kaybediyorum herhalde gene ortaya çıktı bunlar diyip atını bağladığı yeri aramaya koyuldu. Kısa bir süre içinde atını bulup evine doğru hızlıca yola koyuldu.
3. Bölüm
Stieie...
Olamaz bırakma beni! diyerekten tekrar yatağından fırladı. Gene o kabusu görmüştü. Üstündeki yorgunluğu halen daha atamamış ancak yapması gereken işler olduğunu bildiği için mırıldanıyordu. Eşyaları karıştırınca tekrar farketti bu sefer farklı renkli ama üstünde geçenki ile aynı sembollere sahip o tuhaf eşya. Parşomen dedi tekrar ve kağıtlar açılmaya başladı. Tekrar bir kordinat ve evet tekrar yol. Hazırlanıp evinden çıktı ve yola koyuldu. Çok geçmeden konuma ulaşmıştı. Yıkık bir portal... Ah genemi bu portallar ve gene şu obsidyen. Kırılmıyor işte anlasanıza kolay kolay şu mosmor taş off off diye haykırdı. Eline kazmasını aldı ve obsidyenleri toplayıp portalı tamamladı. Portala küçücük bir kıvılcım çakınca huzursuz edici ses tonuyla hafif hafif parıldamaya başladı. İçeri atladığı gibi karşısında tamamen lavdan oluşan bir okyanusla karşılaştı. Olamaz genemi diyerek haykırmaya devam etti. Bir süredir nethera geçmemişti. İlk ve son ziyareti olan bir kaç yıl önceki geçişinde iskeletlerden ok yemekten bıkmış ve bir daha geçenin... Neyse.. Devam edelim. Bloklarla yol yapıp ilerleyince karşısına domuz gibi hırıldayan 2 ayak üstünde yürüyen tuhaf canlılar belirmişti. Ellerinde altın kılıçlarıyla etrafta gezen, altından eşyası olmayan her canlıya saldıran bu 2 ayaklı canlıların yanına altından bir zırh yapıp gideyim bari diye düşündü. Zırhını giydi ve fazladan altınları ile yanlarına ulaştı. Canlılar hemen elinde ki altınlara bakmaya başladılar. Altınları verince eşyaları attığını görüp tüm altınını onlara vermeye ve ticaret yapmaya koyuldu. Ateş direnci ehh belki, kil, ruh kumu tuğla kara taş bunlarda ne böyle ya işe yarar bir şey yok mu derken garip bir item verdi canlılar ona. Siyah ama mavi rengine de benzeyen bu şeyi bir yerlerden hatırlıyordu ama nereden. Son bir altını kalmıştı. Onu da yavaşça uzattı. Canlılar ona tekrardan yazılı bu garip eşyayı verdi. Ah bekliyorum zaten diye o kelimeyi "Parşomen" tekrardan söyledi. Bu sefer farklı bir kordinattı. Şaşırmamıştı tekrar yola koyuldu. Bu sefer tuğlaya benzer fakat tuğladan daha koyu bir kırmızıya sahip tuğlalardan inşa edilmiş kaleyi incelemeye başladı. Kalede ilerlerken daha önce mağaralarda gördüğü içinden canavarlar çıkan o kafes bloklarından gördü. Bakalım buradakilerden ne çıkıyor diyip incelemeye başladı ve yanında uçan ateş saçan bir canavar ortaya çıktı. Baltasını kaptığı gibi daha ateş etmesine fırsat vermeden canavarı öldürdü ve yere blaze rod denen çubuğa benzeyen fakat sanki lavdan bir çubuk olan eşyayı aldı. Nasıl olsa buraya kadar gelmişim şunlardan biraz toplayıp eve götürürüm diye düşündü ve uçan yaratıkları avlamaya başladı. 1 stack olmuştu. Kaleyi dolaşırken sandıklar bulmuş ve yağmalamıştı. Yeni bir parşomen bulamayınca gülerek "Sanırım hazine avı buraya kadarmış diyip sırıttı." Eve dönüş için çantasını düzenlerken blaze rodu ve ender incisini yan yana koyunca parladıklarını farkketti. Hemen el tezgahını açıp yan yana koymayı denedi fakat bir şey olmuyordu. Blaze rodu tek başına koyunca bir toz elde ettiğini farketti. Bu toz ile inciyi yan yana koyunca "İşte şimdi işler ilginçleşiyor!" dedi. Yeni bulduğu bu eşyaya gözleriyle bakınca sanki içine hapsoluyor kendine karanlığına doğru onu çekiyordu. İçin den bir ses onu fırlat diyordu. Yukarı doğru fırlatınca bir anda sabit olarak durdu ve hemen önüne düştü.
Bunun işe yaramadığını fark edince hayal kırıklığıyla portalın yolunu tuttu. Dünyaya geçince içindeki ses ona tekrardan fırlat diyordu ama çok yorulmuş evin yolunu zar zor tutturup yatağa bile kendini atamadan yerde uyuyup kalmıştı. Sabahın ilk ışıklarıyla beraber aynı kabusla uyanmış ve köyün yolunu tutmuştu. Ufak eksiklerini tamamlayıp artık yola koyulma vakti gelmişti. Eline tekrar Ender Gözünü aldı ve hava fırlattı. İşe yaramıştı. İlerliyordu. Tek sorun bir süre ilerleyip tekrar düşmesiydi. Hatta bir kere patlamıştı bu garip eşya. Bir süre daha ilerledikten sonra artık geriye doğru ilerlemeye başladı bu tuhaf eşya. Yerin dibini gösteriyordu tekrar. "Umarım geçenki gibi bir canavarla karşılaşmam yer altında" dedi. Kazmaya başladı. Yerin altında ilerledikçe bir mağaraya denk geldi. Bu sefer yetişmişti su kovasına düşmeden. Önündeki kapıyı farkedince şaşırdı. Burası da nereye geldim ben, dedi...
4. Bölüm
(Müzik Diski 486 çalmaya başlar)
Profesör Endram: Kayıt 1, Patlamanın üstünden 1 ay geçti. Bedenim tuhaf hissediyor. Diğer boyut çok garip cennet gibi olmalı fakat tam öyle değil. Buradaki tüm hayatlar bir şeye bağlı gibi yaşıyor. Portaldan gelen ilk eşyanın ne olduğunu buldum. Bir tür sebze. Tadı havuç-patetes karışımı. Onu yiyince küçük bir yarıçapta rastgele bir yere ışınlıyor beni.
(Küçük bir cızırtının ardından disk çalmaya devam eder)
Profesör Endram: Kayıt 2, bugün çok farklı yerleşim yerleri keşfettim. Buraların yerlileri bizimkiler gibi pek dost canlısı değil. İçlerinden uçan beyaz materyel çıkıyor. Sanki yanlarına yaklaştırmak istemiyorlar. Onlara çekingen anlamına gelen shulker ismini vereceğim. Bacaklarım mı uzamış? Deri rengim neden koyulaştı?
(Küçük bir cızırtının ardından disk çalmaya devam eder)
Profesör : Kayıt 3, EndramWhat's up ... Ah hıçkırdım özür dilerim. Bugün biraz yorgun hissediyorum. Bu meyvenin yan etkileri olabilir mi? Kollarım ve bacaklarım artık daha uzun. Derim tamamen siyaha dönmek üzere. Korkuyorum.
(Küçük bir cızırtının ardından disk çalmaya devam eder)
Bilinmeyen bir boğu ses: ∴⍑ᔑℸ ̣ 'ᓭ ⚍!¡ ᓭℸ ̣ ᒷ⍊ᒷ ʖᒷリ╎ ꖌ⚍∷ℸ ̣ ᔑ∷ ʖᒷリ ᒷリ↸ᒷ∷ᒲᔑリ ...
(Derin bir sessizlik ve karanlık bir perde...)