MartinM9
Creeper Evimi Patlattı
- Katılım
- 20 Haziran 2016
- Mesajlar
- 381
- Elmaslar
- 192
- Puan
- 13.835
- Yaş
- 26
- Konum
- İstanbul
Discord:
Lykia#1903
Merhaba değerli MC-TR üyeleri.
Bugün sizlere, 2 çocuğun gözünden 1971 İstanbul ve Bristol'u anlatacağım. Son kısımda benim şahsi yorumlarımı göreceksiniz.
Yayına hazırlayan: Mahmut Hamsici BBC Arşivlerinde Türkiye'de bu hafta 1971 yılında çekilmiş, biri İngiliz biri Türk iki çocuğun gözünden İstanbul ve Bristol kentlerinin anlatıldığı TV programı var. BBC'nin 1970'li yıllarda yayımladığı 'If You Were Me' (Sen Benim Yerimde Olsaydın) serisi kapsamında İngiltere'nin bir kenti ve dünyanın başka bir kentinden birer çocuk, birbirlerinin kentlerini ziyaret ediyor ve izlenimlerini anlatıyordu. Dizinin 1971'deki programında ise İngiltere'nin batısındaki Bristol kentinden Nicholas Turpin İstanbul'u ziyaret ederken, İstanbul'dan Alptekin Oktayer de Bristol'ı ziyaret ediyordu. Dizinin bu bölümü, BBC -TRT ortaklığıyla hazırlanmıştı.
Tam Video:
Şimdi hızlıca konuya geçelim!
İngiliz çocuk ve Türk çocuk, ilk olarak İstanbul'da, İstanbul'luların hayatına uygun şekilde yaşamaya çalışacaklardır. Sonrasında ise, Türk çocuk İngiltere'ye yani Bristol'a gidip, İngilizler'in hayatına uygun şekilde yaşamaya çalışacaktır.
İngiliz çocuğun Türkiye ve İstanbul hakkında söyledikleri;
İstanbul'a geldiğimde, hayal ettiğimden çok daha güzel olduğunu farkettim. Büyük bir havaalanı, daha geniş yollar, daha fazla trafik ve daha fazla insan... İki muhteşem büyük nehir gördüm. Birisi Boğaziçi, diğeri ise Altın Boynuz (Haliç). Buraya ilk geldiğimde Alp'in ailesindekiler beni iki yanağımdan öptüler ve elimi sıkıp kendi dillerinde ''Hoşgeldin'' dediler. Alp'in okulu çok modern bir okul. Büyük binalardan oluşuyor ve iyi donatılmış durumda. Herkes bana çok iyi davrandı. Dersler çok kolaydı ve süreleri çok uzun değildi. Herkes çevremde toplandı ve hangi milletten olduğumu sordu. Teneffüste beni basketbol oynamaya davet ettiler. İstanbul'a gelmeden önce insanların farklı renklerde sarıklar taktıklarını ve develerin olduğunu düşünmüştüm. Geldiğimde şoke oldum. Sarık yoktu, sadece birkaç şapka gördüm. Aynı bize benziyorlardı. Haliç'e balıkçı teknelerin yanına balık tutmaya gittik. Misinaların bizim kullandıklarımıza kıyasla çok daha kalın olduğunu gördüm. Ayrıca biz kamış kullanıyoruz. Burada ise bir tahta parçasına tutturulmuş bir oltamız vardı. Kapalıçarşı'da birçok dükkan vardı. Yan yana birçok kapı yer alıyordu. Giysi, müvecherat, antika eşya ve bunun gibi şeyler satıyorlar. Lambalarla dolu dükkanlar vardı. Yaklaşık 60 santim uzunluğunda, 30 santim genişliğinde, farklı renklerdeki ışıltılı lambalar.
Türk çocuğun İngiltere ve Bristol hakkında söyledikleri;
Bugün sizlere, 2 çocuğun gözünden 1971 İstanbul ve Bristol'u anlatacağım. Son kısımda benim şahsi yorumlarımı göreceksiniz.
Yayına hazırlayan: Mahmut Hamsici BBC Arşivlerinde Türkiye'de bu hafta 1971 yılında çekilmiş, biri İngiliz biri Türk iki çocuğun gözünden İstanbul ve Bristol kentlerinin anlatıldığı TV programı var. BBC'nin 1970'li yıllarda yayımladığı 'If You Were Me' (Sen Benim Yerimde Olsaydın) serisi kapsamında İngiltere'nin bir kenti ve dünyanın başka bir kentinden birer çocuk, birbirlerinin kentlerini ziyaret ediyor ve izlenimlerini anlatıyordu. Dizinin 1971'deki programında ise İngiltere'nin batısındaki Bristol kentinden Nicholas Turpin İstanbul'u ziyaret ederken, İstanbul'dan Alptekin Oktayer de Bristol'ı ziyaret ediyordu. Dizinin bu bölümü, BBC -TRT ortaklığıyla hazırlanmıştı.
Tam Video:
Şimdi hızlıca konuya geçelim!
İngiliz çocuk ve Türk çocuk, ilk olarak İstanbul'da, İstanbul'luların hayatına uygun şekilde yaşamaya çalışacaklardır. Sonrasında ise, Türk çocuk İngiltere'ye yani Bristol'a gidip, İngilizler'in hayatına uygun şekilde yaşamaya çalışacaktır.
İngiliz çocuğun Türkiye ve İstanbul hakkında söyledikleri;
İstanbul'a geldiğimde, hayal ettiğimden çok daha güzel olduğunu farkettim. Büyük bir havaalanı, daha geniş yollar, daha fazla trafik ve daha fazla insan... İki muhteşem büyük nehir gördüm. Birisi Boğaziçi, diğeri ise Altın Boynuz (Haliç). Buraya ilk geldiğimde Alp'in ailesindekiler beni iki yanağımdan öptüler ve elimi sıkıp kendi dillerinde ''Hoşgeldin'' dediler. Alp'in okulu çok modern bir okul. Büyük binalardan oluşuyor ve iyi donatılmış durumda. Herkes bana çok iyi davrandı. Dersler çok kolaydı ve süreleri çok uzun değildi. Herkes çevremde toplandı ve hangi milletten olduğumu sordu. Teneffüste beni basketbol oynamaya davet ettiler. İstanbul'a gelmeden önce insanların farklı renklerde sarıklar taktıklarını ve develerin olduğunu düşünmüştüm. Geldiğimde şoke oldum. Sarık yoktu, sadece birkaç şapka gördüm. Aynı bize benziyorlardı. Haliç'e balıkçı teknelerin yanına balık tutmaya gittik. Misinaların bizim kullandıklarımıza kıyasla çok daha kalın olduğunu gördüm. Ayrıca biz kamış kullanıyoruz. Burada ise bir tahta parçasına tutturulmuş bir oltamız vardı. Kapalıçarşı'da birçok dükkan vardı. Yan yana birçok kapı yer alıyordu. Giysi, müvecherat, antika eşya ve bunun gibi şeyler satıyorlar. Lambalarla dolu dükkanlar vardı. Yaklaşık 60 santim uzunluğunda, 30 santim genişliğinde, farklı renklerdeki ışıltılı lambalar.
Türk çocuğun İngiltere ve Bristol hakkında söyledikleri;
Nicholas bize ilk geldiğinde, büyükannem ve büyükbabam dahil ailemdeki herkes, öpüp sarılarak karşılamak için bekliyordu. Burada ise kapıda beklemiyorlardı. Şaşırmıştım. Bana, beni beklemiyorlarmış gibi göründü. Belki de bunun nedeni çok geç saatte gelmemizdi... Bristol'da arabalar kornalarını çalmıyor. Bütün sokaklar sakin. Sokaklar, pazar günleri ise öğle saatlerinde epey sakin. Söylediklerimin çoğunu anlamıyorlar ama Nicholas beni anlıyor. Ona bazı Türkçe kelimeler öğrettim ve ağırlıklı olarak bu kelimeleri kullanıyoruz. İstanbul'daki hayvanat bahçesinde aslanlar veya kaplanlar ya da büyük hayvanlar yok. Sadece yılanlar ve balıklar var. Burada ise çok farklı hayvan türleri bulunuyor. Ancak onlara yaklaşılamıyor. Etrafları tamamen kapatılmış durumda. İstanbul'daki hayvanat bahçesinde ise hayvanlara yaklaşmak mümkün. Burada hava hep sisli ve yağışlı. Sabah uyandığımızda hava aydınlanmamış oluyor ve akşamleyin yine kararıyor. Sis ve soğukta yaşamak neredeyse imkansız. Ancak İngiliz'ler soğuk insanlar değiller. Gittiğim her yerde, bir yabancıya çok iyi davrandıklarını gördüm.
Evet arkadaşlar, bugünlük benden bu kadardı. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Bir sonraki konumda görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın...
MC-TR
Evet arkadaşlar, bugünlük benden bu kadardı. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Bir sonraki konumda görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın...
MC-TR
Ekli dosyalar
Son düzenleme: